IMG-20160625-WA0010-1

 

Mitolojik zamanlarda Bilgelik Tanrısı, yeni icadını Tanrıların Kralının huzuruna çıkarır. Krala, yaptığı icadın çok büyük olduğunu, bu icat sayesinde hiçbir şeyin unutulmayacağını; ekinlerin ekilme ve biçilme tarihlerinin kolayca bilenebileceğini, hiçbir sözün kaynaksız olmayacağını belirtir. Bunun üzerine kral heyecanlanır ve Bilgelik Tanrısı’na icadını sorar ve krala yazıyı tanıtır. Ancak Bilgelik Tanrısı, kralda beklediği ilgiyi göremez ve şaşırır sorar ‘Neden icadım hoşunuza gitmedi?’, kral, icadının dediği bütün şeyleri sağlayacağını ancak bir tehlikesinin olduğunu belirtir, o da yazıyla birlikte insanların artık eskisi kadar düşünmek zorunda olmayacağıdır ve bu da bir tehlikedir.

İşte şu anda hayatın her anında kullandığımız, bazen duygularımızı, bazen resmi yazılarımızı, bazen siyaseti, bazen antlaşmaları ve daha bir sürü şeyi onunla hallettiğimiz yazı, mitolojik kaynaklara göre hayatımıza böyle girdi. Ancak benim bu yazıda anlatmak istediğim ve üzerinde biraz durmak istediğim yazı türü dışsal zorunluklardan doğan(antlaşma, ödeme, hesap vb) değil, daha çok içsel zorunluklardan (edebiyat eserleri, mektuplar, felsefi yazılar vb) doğan yazılardır. İnsanlar neden bu tür yazılar yazarlar, amaçları nedir? Olabildiğince, kalemimizin ve aklımızın yettiği kadar irdelemek.

Shakespeare’in ünlü sözü olan olmak ya da olmamak işin biraz aslını anlatıyordu. Shakespeare olabilmek için yazıyı seçmişti. Shakespeare belki de bu yazısı ile olabildi. Düşünelim o dönemde yaşayan bir sürü insan vardır, sayıları milyonları geçen insanlar ancak, onlardan yalnızca çok azı bu güne kalabildi. İşte onlardan birisi de Shakespeare’dir ve yazı sayesinde kalabilmiştir. Aynı şekilde kendisini ayağına çağıran dönemin Adalet Bakanlığı Müfettişine Nazım’ın verdiği cevap gibi ‘Ömer Hayyam’ı tanırsınız ama Ömer Hayyam’ın zamanındaki hükümdarı tanımazsınız’. İşte eser bırakanların kalıcı olma ihtimali diğer insanlara göre daha yüksektir.

Arthur Schopenhauer bu durumu şöyle anlatıyor aslında, bütün türlerin temelde istediği basit bir istek vardır, o da kendini bir sonraki nesle aktarabilmek. Bunu birçok tür ve insan da basit olarak üreme yoluyla yapmaktadır. Ancak bununla birlikte evrimsel süreçte daha ileriye giden, insan kendisini bir sonraki nesle aktarmanın başka yolunu bulabilmişti. O da bir şekilde eser bırakmaktı. Entelektüel birikimleri artan insanların cinsel ihtiyaçları bundan dolayı daha azalmaktadır ve evlilik bağları da yine bu oranda düşmektedir. Çünkü sanatçılar kendilerini çocuk doğurarak ölümsüzleştirmek yerine, kendi akıllarından çıkan eserlerle ölümsüzleştirmek istemektedirler.

Hepimiz aslında kalemimizden bir şeyler çıkarmaya çalışıyoruz. Bazıları birilerinin dikkatini çekiyor, bazıları unutulup gidiyor. Oğuz Atay’ın Tehlikeli Oyunlar’da dediği gibi;  Fakat Allah kahretsin insan anlatmak istiyor, öyle budalaca bir özleme kapılıyor. Kalemimizin ışığının bizi götürdüğü yere kadar yazacağız, belki bu ışık gün gelecek milyonlarca ışık yılı uzaklığındaki bir galaksiye götürecek bizi ve aydınlatacak, belki de çok yakınımızda bilmediğimiz bir karanlığı aydınlatacak. Ama yazmak ne olursa olsun en sonunda bir şeyleri aydınlatacaktır.

Eczacının adresi sitesindeki ilk yazımı, yazmak üzerine yazdım. Belki bu sayede kendimin de neden yazdığını anlarım diye düşündüm.

 

 

Psk. Rauf ANTEP

Find this content useful? Share it with your friends!

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

*