Matrix filmini sanırım izlemeyen yoktur. 21.yy’a geçişin en harika bilim kurgu filmlerinden bir tanesidir, defalarca izlememe rağmen asla da sıkılmadığım bir filmdir. Matrix filmini çekerken Wachowski Kardeşler’in aklında, Platon’un idealar dünyası ile ilgili öğretisi var mıydı bilmiyorum. Ancak ben filmi her izlediğimde bu öğretiye dair ipuçları görmekteyim. Bugüne kadar Matrix filmini, bir çok eleştirmen terimlerden isimlere; mekanlardan repliklere kadar bir çok yönüyle inceledi. Benim burada yapmak istediğim bu kadar ciddi bir analiz yapmak değil, sadece insanlar tarafından zaman zaman sıkıcı olarak kabul edilen felsefeye bir de film üzerinden bakabilmek. Amacım felsefeyi sevdirmek de değil, çünkü o yetkinlikte de değilim. Amacım sadece bana eğlenceli gelen bir çıkarımı elimize yüzümüze bulaştırmadan sizlerle paylaşmak. Elimize yüzümüze bulaştırmadan diyorum çünkü felsefe ciddi bir iştir ve bir aceminin elinde patlayabilir.

matrix

Öncelikle biraz Platon’un İdealar Dünyası’na bakmak lazım. Platon, insanı temelde ikiye ayırmaktadır. Beden varlığı olarak insan ve ruh varlığı olarak insan. Beden varlığı olarak insan tamamen haz ilkeleri ile yaşamaktadır ve gerçek olan hiçbir şey burada yer alamaz. Bu dünya, sadece gündelik hayatın ihtiyaçlarını karşılar ve kötü olan ne varsa yine insanın beden olarak yaşadığı dünyada yer almaktadır. Bunun zıddı olarak ruh varlığı bazında insana baktığımızda ise, burada salt iyilik ve gerçeklik vardır. Ruhun yaşadığı yer Platon’a göre zaten İdealar dünyasıdır, ideal olanın olduğu yerdir. Bedenin yaşadığı dünya ise tamamen bir yanılsamadan ibarettir.

Bu durumu Platon bir “Metafor” ile anlatmaktadır. Platon’a göre insan, mağarada doğmuş, ve yüzü mağaranın duvarına dönük bir şekilde elleri, ayakları ve başı zincirlere vurulmuş bir halde yaşamaktadır ve mağaranın girişi insanların tam arkasındadır. Mağaranın dışında bir dağ bulunmaktadır ve dağda büyük bir ateş altında başka bir grup dans ederek şarkılar söylemektedir. Bu ışıkların gölgesi, mağarada yaşayan insanların gördüğü tek şey olan ‘duvar’a yansımaktadır. Platon burada sormaktadır, doğuştan tek gördüğü şey duvar olan insan acaba gördüğü bu gölgeleri gerçek olarak mı düşünür yoksa yalnızca bir gölge mi der? Ve cevap aslında basittir. Elbette bunu gören insanlar, bu görüntüye gerçek olarak düşüneceklerdir çünkü başka bildikleri bir gerçeklikte yoktur.

Aslında Platon’a göre gündelik hayatın içinde yaşayan bizler, mağarada yaşan ve duvardan başka hiçbir şey görmeyen insanlarız ve bize gösterilen bütün görüntüleri ve nesneleri salt gerçek zannetmekteyiz. Sadece bir illüzyonun içinde yaşamaktayız.

evren-varlik

Pekala biz bu yanılsamadan nasıl kurtulabiliriz? Platon’a göre bu yanılsamadan ancak ve ancak belirli bir olgunluğa ulaşan ve sorgulayan kişiler, yani filozoflar kurtulabilir. Onlar zincirlerinden kurtulup, başlarını çevirip gerçeklikle yüzleşebilir ve keşfedebilir. Ancak bu da yine tek başına olmaz, bunun için daha önce o yoldan geçmiş birinin rehberliğine ve sevginin gücüne ihtiyaç vardır. Yani tekrar altını çizmek gerekirse, mağaradan çıkıp, gerçekliği keşfetmenin yolu, olgunlaşma, iyi bir rehber ve sevginin gücünden geçmektedir.

Bu bağlamda Matrix filmini değerlendirdiğimizde, Mr. Anderson (Keanu Reaves) gündelik hayatın içinde yaşayan bir bilgisayar programcısıdır. Aynı zamanda Neo adında da bir hacker(bilgisayar korsanı)dır. Neo karakteri sürekli sorgulayan bir bireydir ve meraklıdır. Hatta bu merakı onu zaman zaman gerçeklikten (bize sunulan gerçeklik) de koparmaktadır. Aslında filmin tamamını izlediğimizde Matrix’in yapay bir dünya olduğunu, insanları kontrol edebilmek amacıyla yapay zekalı makinalar tarafından yapıldığını, insanların gerçekten yaşadıkları tek dünyanın Zion adında kurtarılmış bir bölge olduğunu öğreniyoruz. Zion’a Matrix’ten bir insanın geçebilmesi için aklın belli oranda olgunlaşması gerekmektedir. Aslında Neo karakteri bu özelliği taşımıyor ama o seçilmiş kişi olduğu ve risk altında bulunduğu için Morpheus (Laurence Fishburne) onunla zamanından önce temasa geçiyor.

Buradan da anlaşılacağı üzere Morpheus karakteri, daha önce Matrix’ten Zion’a geçmiş ve Neo’ya rehberlik edecek olan kişidir. Elbette sevginin gücünü de küçümsememek lazım, Trinity (Carrie-Anne Moss). Neo’nun aşık olduğu kadındır ve Matrix’ten çıkabilmesi için Neo’ya ilk temasta bulunan kişidir. Yani bu bağlamda bakıldığında temel prensipler bütününde Matrix ile Platon’un İdealar Dünyası arasında, bana göre bazı eğlenceli gerçeklikler bulunmaktadır.

Dip Not: Bu arada şunu da söylemeden geçmeyeyim. Filmin meraklıları için, aslında Zion şehrinde, Matrix gibi yapay bir yerdir. İnsanları dizginlemek için yine yapay zekalı makineler tarafından yapılmıştır. Hala gerçekliği arayanlar için söylemek istedim.

Psk. Rauf Antep

Find this content useful? Share it with your friends!

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

*