Düşünsene eczanesin;
Şöyle rahat rahat renkli zeminin olamıyor illa ki beyaz olacak… Oysa orası sağlık yeri daha çabuk silinen, insanları mutlu edecek yumuşak zemin neden olmasın? Hem kaygan da olmaz tehlike indirgenmiş olur. Kendini göstereceğin tabelana, konumuna, projene, bölümlerine karışan olmasa mesela daha yaratıcı olabilirsin. Kendi duruşun olur.

Vitrinlerine ne asacağına kendin karar versen mesela, halkın sağlığı için “kamu spotları”, faydalı ilaç dışı ürünler mesajları paylaşabilirdin mesela… Netice de eczane ninde bir karakteri, ruhu var; paylaşmak isteyebilir. Mesela zırt pırt habersiz tanımadığın insanlar sana, odası kontrol edilen ergen muamelesi yapıp denetlemeye ansızın gelmeseler mesela… Zemininde gezip çekmecelerin, rafların karıştırılmasa mesela…

Mesela baska eczane ile rafındaki ilacı Türkiye çapında paylaşmak istediğinde, devlet buna karışmasa mesela… Neticede senin rafın, senin paran, senin sorumluluğun kimse başında durup seni gözetlemese mesela… Belki sen istanbuldasın ama Ankara’daki eczanenin sorumluluğundaki hastaya derman olacak ilaç rafındadır… Devlet bunları bilse mesela?!

Düşünsene Eczacısın;
Eczacı olarak zaten eczane ye karşı mahçupsun ona hür alan yaratıp ruhunu yansıtmaya engel olan abilere ablalara söz geçiremiyorsun.
Sonra eczaneni biraz kendi haline bırakıp uzaklaşamıyorsun da. Eczacı isen resmi tatilin yok mesela… Ve hatta mümkünse bankaya bile klonunu yollamalısın mesela…
(Ama devlet denetçilerinin beğenmediği, güvenmediği çalışanlara ki onlar da eczane teknisyenleri sertifikalı, devlet eczane çalışanı kabul edip sana oldukça yüksek primler ödetip, vergisini de alıyor.)

Eczacı isen rafında 8000 ilaç olsa da mesela hepsini nerede ise ezbere bilmek zorundasın, yanlışlıkla bir tanesi eksik çıksın hele o bir antibiyotik, antidepresant olsun al başına belayı…

Eczacı isen, devletin sana mecbur tuttuğu tabela, vitrinde ısım yazılması ve kendi ismin vs ye kendin bunlar olmasın desen de her sene cevre vergisi adında vergi ödemek zorundasın.
Eczacı isen ne kazanacağını, ne kar edeceğini devlet belirler… Yok öyle daha çok çalışayım, çabalayım da daha çok kazanayım. Konumuna göre aşağı yukarı aynısın. Ne uzar, ne kısalırsın.

Ve daha da vahimi geliyor hazır mısın?
Diyelim devletin canı sıkıldı…. Bir de ona dost bir firmanın bir ürününe ruhsat verdiler. O firma da o ilacın fiyatını -dost ya- düşük belirledi hoppp gelsin düşüşler…
İşte o an başta eczane ağlar sonra eczacı…. Gece uykuya dalan eczane ve eczacı bir sabah bir uyanırlar değerleri yüzde 35 düşmüş mesela…. Çalarlar devlet kapısını; herşeyime karısıyorsan düşüsleri firmaya karsılat diye… Devlet der ki “bana ne, istersen bat. Nasılsa ben anlamsızca onlarca eczacılık fakultesı actım. Bir sürü mezun var. Halk yeni heyecanlı eczacılarla – onlar batana kadar- hizmet alır.”

Günün sonunda eczacı da , eczane de birbilerine sarılıp ağlarlar…

Ya Sonra:
Bir hasta gelir… Eczane suyunu kullandırır, eczacı derdini dinler danışmanlığınile derdine derman olur.
Hasta eczacıya “ilaçları alayım ama parasını sonra ödeyeyim, durumum bu ay yok” der… Eczane eczacıya bakar “al rafımdan ver, görevimiz şifa” der…
Hasta “Allah razı olsun sizden” der… Ve eczane ve eczacı birbirlerine sarılır gülerler… “Haydi bir güç devam” derler…

İşte bilin ki; güven ve dost kapısı Eczane
Ve içlerine eğitim boyunca merhamet işlenmiş Eczacılar olmasa… Sağlıkta dönüşüm vs olmaz… Çünkü düşünsene daha o eczane de muayene olmadığın halde, eczacı muayene yapmadığı halde , devlet o eczacı ile seni eczane şahitliğinde karlı karşıya getirip sana ” muayene parasını” verme zorunluluğunu dayatıyor. Eczanede, eczacı da kullanılıyor… Ve sen de o para olmasa da eczacı sana eczanesinin sıcacık çatısında kucak açıyor “sonra bırakırsınız önce bir iyilesin de” diyor…

Bunu ne market, ne bakkal, ne hastane, ne de devlet yapar… Ödeme primini yapma, bak bakalım kalıyor mu sağlıkta dönüşüm…

Uzm. Ecz. Leyla Mine Tandağ
Nefes Eczanesi’nden bildirdi.

Find this content useful? Share it with your friends!

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*

*