Eczacılar günümüzde öyle bir kıskacın içinde ki ayakta durmakta güçlük çekiyor. Devlet teşvikleri verilmeli, eczacılık karlılık oranları arttırılmalı, ikinci eczacı ve eczane teknisyenleriyle ilgili ödenen paraların devlet tarafından ödenmesi sağlanmalı. Eczane gelirleri belirlidir. Bu çesit giderler eczanelere yüklenmemeli ve ikinci eczacıların,yardımcı eczacıların istihdamı eczanelere değil; fabrikalara zorunlu tutulmalı. Çünkü fabrika ciroları eczaneler ile kıyaslanmayacak kadar yüksek. Bu konunun tekrardan gözden geçirilmesi lazım.

 

 

                                               

                                                

 

 

Kendinizi tanıtır mısınız?

1967 İstanbul doğumluyum. .Bulgaristan göçmeni bir ailenin çocuğuyum.  Marmara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunuyum. 32 yıllık eczacıyım. 19 yıl eczane eczacılığı yaptım. 2010 yılında İstanbul Üniversitesi’ne sorumlu eczacı olarak girdim.2013 yılında ise İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü’nün Başeczacısı olarak devam ettim.  Eskişehir’de farmakognozi üstüne yüksek lisans yaptım. Sonra Bezmialem Üniversitesi’nde öğretim görevlisi olarak 2 sene çalıştım.  Toplamda 49 tane piyasada satılan ürünüm var. Sağlık Bakanlığı’ndan onaylı 5 tane, Tarım Bakanlığı’ndan  onaylı bir tablet ve Tarım Bakanlığı’ndan onaylı 43 tane bitki satış izni olan ürünlerim bulunmaktadır. 25 yaşında bilgisayar mühendisi bir kızım var.Dört yıldan beri çeşitli televizyon programlarında eczacılık ve fitoterapi ile ilgili programlar yaptım.  Bu tv programlarından birinde halen ayda bir program yapmaya devam ediyorum.. 6 internet gazetesinde fitoterapi ve eczacılık içerikli köşe yazıları yazmaktayım.  Ayrıca 16 tane plaketim de bulunuyor. Ve “Senin Bitkin Hangisi?” adında bir kitabım var.

 

 

Fitoterapiye ilginiz nasıl başladı?

Eskiden babaannem daha çok bitkilerle ilaçlar yaparmış. Aileden gelme bir bitki merakımız var. Bulgaristan’dan göç ettikten sonra cumbalı bir ev satın almış ailem. Evimizin çiçek bahçesi vardı ve babaannem çiçeklere çok meraklıydı. Hatta duvarda bir sarmaşık vardı. Hep bu sarmaşık bir gün bir işe yarayacak diyordum ben. Ki şuanda Hedera Helix çıktı ve o sarmaşık Hedera Helix sarmaşığıydı. Daha sonra hayatımda çığır açan kişilerden biri de Farmakognozi Anabilimdalından hocam Prof. Dr. Elçin Gürkan’dı. Bitkilere olan merakımı fark etti ve beni farmakognoziye asistan olarak aldı. Bu şekilde bitkilere olan ilgim daha çok artmış oldu.

 

 

 

Ülkemizde fitoterapinin durumu hakkında düşünceleriniz neler?

Eczacılıktan fitoterapiyi aldılar. Fito bitki, terapi tedavi demek. Tedavi doktorun işi olduğundan eczacılara eskiden olduğu gibi doktor ilacını yazacak, eczacı yazılan ilacı verecek diye eczacıyı sınırladılar.

Tedavi doktorlara ait ama bitkinin bilgisi bizim!

    1934’te Eczacılık müfredatında farmakognozi dersine yer verilmiştir. O dönemde tıbbiyede böyle bir ders yok. Fakat günümüzde yetki doktorlara verilmiş ve arayı da ikişer aylık hızlandırılmış kurslarla kapatmaya çalışıyorlar. Bitki eğitimi eczacıya veriliyor,tedavisi ise doktora veriliyor. Bitki bilgisiz bir doktor nasıl tedavi edebilir ki? O yüzden eczacı ile doktor bir arada hastalık tedavisini yürütmeli. Tedavi, bitki bilgisiz olmaz. İkisinin bir arada olması lazım. Bu da doktorun ve eczacının beraber çalışmasına bağlı.

 

 

 

 

 

 

RMD markasını çıkarmaya nasıl karar verdiniz ?

Saçlarım dökülmeye başlayınca bir karışım yapmaya karar verdim. Eşimin ailesi Manisalıydı. Zeytin ağaçları vardı ve zeytinyağı kullandıkları için saçları daha gürdü. Zeytinyağı ipucunu yakaladıktan sonra çeşitli yağları da ilave ederek bir karışım yaptım ve bu şekilde başladım. Bunun yanında Prof. Dr. Turay Yardımcı, Prof. Dr. Fatih Demirci ve Prof. Dr. Betül Demirci RMD fitoterapi rüzgârında benimle beraber oldular. Bana halen yol göstermekteler.

 

 

 

RMD ismi nereden geliyor?

Kızımın, annemin ve benim ismimin baş harfleri 🙂 ( Rukiye-Müjgan-Dilek)

 

 

 

 

 

 

Eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?

Eczacılar günümüzde öyle bir kıskacın içinde ki ayakta durmakta güçlük çekiyor. Devlet teşvikleri verilmeli, eczacılık karlılık oranları arttırılmalı, ikinci eczacı ve eczane teknisyenleriyle ilgili ödenen paraların devlet tarafından ödenmesi sağlanmalı. Eczane gelirleri belirlidir. Bu çesit giderler eczanelere yüklenmemeli ve ikinci eczacıların,yardımcı eczacıların istihdamı eczanelere değil; fabrikalara zorunlu tutulmalı. Çünkü fabrika ciroları eczaneler ile kıyaslanmayacak kadar yüksek. Bu konunun tekrardan gözden geçirilmesi lazım.

Biz yolu açtık. Bu yolun sonunu getirecek olanlar sizlersiniz Rumeysa Hanım.

 

3 yorum

  1. kerime Tunçbilek says:

    Dilek Hocam medarı iftiharımızsınız.Başarıılarınızın devamını ve nice yeni ürünlere öncülük etmenizi bekliyoruz.

  2. Hatice Ruken TAŞÇI says:

    Ne de güzel bir röportaj olmuş. Başarılarınızın devamını dilerim Rümeysa Hanım…

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*