belirsizlik

Hayat bilmediğimiz bir çok denklem üzerine ilerliyor.  Doğduğumuz andan itibaren, bilmediğimiz bir dünyaya merhaba diyoruz. Tabi ki bundan dolayı dünyaya verdiğimiz tepkilerde büyük oluyor. Çocuk doğar doğmaz ağlıyor mesela. Cigerlerine dolan havanın ne anlama geldiğinin farkında bile değil çünkü.

İnsan deneyimledikçe, belirsizliklerin sayısı azalıyor ve verdiği tepkilerde bu oranda normalleşmeye başlıyor. Artık ne yapması gerektiğinin farkında çünkü. Ama bu durumunda tabi ki insan için bir dezavantajı olabiliyor kimi zaman o da sıradanlaşma. Bir şeyi ne kadar çok tekrar ederse insan tekrar bu şeyden o kadar keyf almamaya başlar. Çünkü deneyimlemiyordur artık.

Neyse konumuz belirsizlikler üzerine, belirli olan şeylerin bize hissettikdiklerini anlatmaya gerek yok şu anda. Belki onu da başka bir yazıda anlatırım. Belirsiz olan her şeye verdiğimiz tepkiler de büyük oluyor.  Bakın etrafınıza bütün teknolojik ilerlermeler aslında belirsizlikerl gidermek üzerine. Mesela saat. İşin bitme zamanını belirler, sevgiliniz ilebuluşma anını belirler, ibadet anını belirler. Veya sosyal paylaşım siteleri. Kimin ne yaptığını nerede olduğunu belirler. Telefon aynı şekilde. Olayı daha da abartacak olursak. Bilim adamları yaptıkları bütün buluşları belirsizlikten kurtulmak için yapıyorlar. Varlığın ana maddesi ne diye düşünüyor ve bu belirsizliği gidermeye çalışıyor. Uzayda yaşam var mı diye düşünüyor, bu belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışıyor.

Pekala bu belirsizlik bu kadar büyük şeylere yol açıyor da, gündelik insana olan etkileri neler? Mesela kıskanmak. Kıskanmanın belirsizlik ile nasıl bir ilgisi olabilir. Önce benim düşüncemi anlatayım, sonra da Arthur Shopenhaur’un.

Benim düşünceme göre. Her canlı kendisini değerli görmek ister. İnsanın bu değeri kendine bakıp bulması beklenen bir durumdur ama çoğu zaman mümkün değildir. İnsan bu durumu çevresindeki insanların kendisine olan tepkilerinde yakalamaya çalışır. Ancak insanların kendisine ne tepki vereceği belirsizdir. Bu tepkiyi olabildiğince çoğaltmaya çalışır. Dediğim gibi kendisinin birisinde değerli olduğunu deneyimleme sayısı arttıkça, doğal olarak kendisini güvende hissedecek, belirsizlik azalacak ve bu ihtiyacı giderme isteği de hissetmeyecek. Ama tersi olursa, acabalar başlayacak ve kıskanma devreye girecek, yapılan her davranıştan her sözden başka anlamlar çıkarıp kıskanma duygusu ağır basacaktır. Tabi bununla birlikte paranoyalar da devreye girecek.

Arthur Shopenhaur ise, olayı daha evrime dayandırarak türün devamlıığı ilkesi ile açıklamıştır. Mesela erkeklerin kıskanmasında şu durum vardır. Bir kadın dünyaya gelen bebeğinin kendisinden olduğuna yüzde yüz emindir, çünkü çocuk kendi karnından çıkmıştır. Ancak bununla birlikte bir erkek için durum aynı değildir. Erkek hiç bir zaman yüzde yüz emin olamaz ve bundan dolayı bu kesinliği artırmak için, kadını olabildiğince tehdit olacak erkeklerden uzak tutmaya çalışır. Yani belirsizliği ortadan kaldırmaya çalışır. Kadının kıskanmasında ise durum biraz daha farklıdır. Kadının uzun bir hamilelik süresi vardır ve bu süreçte desteğe, yanında olacak birisine ihtiyaç duyar. Bu da doğal olarak çocuğunu taşıdığı adam olmalıdır. Bundan dolayı da kadın, eşinin hep kendi yanında durmasını ister. Olabildiğince az toplumsallaşmasını ister. Bundan dolayıdır ki kadınlar eşlerini erkek arkadaşlarından bile kıskanırlar.  Yani burada da aslında belirsizliği gidermek vardır.

Tabi ki belirsizlik sadece bunlara yol açmaz ama. Bu seferlik belirsizliğin kıskanma ile ilişkisi üzerine kısa bir yazı yazmış olalım. Unutmamak gerek her bir belirsizlik, merak ve stres getirir ve çoğu zamanda heyecan verir. Makul düzeyde kıskanmak iyidir. Ama işin dozunu kaçırırsanız hayattan tat almayı bırakırsınız ve paranoyalar ile uğraşırsınız.

 

Psikolog

Rauf ANTEP

raufantep@hotmail.com

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*