Herkes bilir ki ışıldayan bir cilt en güzel aksesuardır ve yaşımız kaç olursa olsun hepimiz bunu isteriz. Her geçen gün daha fazla insan güzel bir cilt için para harcıyor ve bu sadece kadınların saplantısı değil, küresel bir fenomen haline geldi.  Hatta ve hatta güzelliği tarihte hiç görülmediği kadar saplantı haline getirmeye başladık. Yaşlılıktan nasıl da korktuğumuzu görmek için anti-aging patlamasına bakmamız yeterli.

Çok azımız ruhumuzu sonsuz gençlik ve güzelliğe satmamaya direnebiliriz. Öyle değil mi? Peki güzellik ve gençliğimizin düşmanı sizce sadece zaman mı?

Cildinizin yaşlanmasının, yaşam stiliniz ve beslenme alışkanlıklarınızla doğrudan ilgili olduğunu biliyor musunuz? Evet belki genlerinizle savaşamazsınız ama yaşam tarzınızla savaşabilirsiniz. Güzel bir beslenme programı, sağlıklı ve dengeli bir yaşam tarzıyla birlikte yaşlanma sürecinizi yavaşlatmaya yardım eder.

Sağlığınız için yaptığınız her şeyin güzelliğinize katkısını öğrendiğinizde yaşam tarzınızda köklü değişiklikler yapmaya karar vereceksiniz.

Savunma hattınız ne mi olacak? Besin değeri yüksek bir diyet.

Güzellik söz konusuysa yapamayacağım hiçbir şey yok diyenleri duyar gibiyim. Elbette yaşamınız boyunca yiyip içebildiğiniz tek şey yeşil bir smoothie demeyeceğim. Ama ilk büyük güzellik dönüşümümüz için kaçınmamız gerekenler listesi oluşturabilir ve bu listeye sadık kalabiliriz öyle değil mi.

  • Şeker!

Yüksek kan şekeri değerleri sizi yaşlandırmaktan başka bir işe yaramaz. Kan şekerinizi dengede tutmak için basit şekerlerden kaçınabildiğiniz kadar kaçının.

  • Yanlış Kullanılan Yağlar!

Yağlı bir cilt, iri gözenekler, akne, kuru ve pul pul dökülen, nemsiz ve erken yaşlanan bir cilt hepimizin kâbusu olabiliyor. Bu tabloyla karşılaşmak istemiyorsanız trans yağlardan, kızartma yağlarından, aşırı doğmuş yağlardan, tam yağlı süt ve süt ürünleriden uzak durun.

Bu sayede kalp hastalıklarından ve kanserden de uzak durmuş olursunuz.

  • Sigara!

Büzülmüş dudaklar ve ağız kenarı kırışıklıkları dediğimde konunun ne olduğunu hepiniz anlarsınız değil mi? Araştırmalar sigara içerken cildinizi %30 oranında oksijenden yoksun bıraktığınızı gösteriyor. Ve kötü haber, sigara içmiyor olsanız da sigaranın kötü etkilerinden kaçamıyorsunuz. Sigara içen biriyle aynı odada bulunmakla bile hissedilir miktarda benzopiren, katran, karbonmonoksit, ve diğer zararlı maddeleri almış oluyorsunuz.

  • Aşırı Güneş!

Kapalı havalarda hissetiğiniz karamsarlık ve olumsuz düşenceler güneş varken ortadan kayboluyor değil mi. Bunun sebebi güneş ışığı ile melatonin denilen bir maddenin beyinde serotonini uyarması. Serotonin halk arasında mutluluk hormonu diye bilinen bir hormon. Melatonin de serotonini etkilediği için güneş ışığı az görülen zamanlarda serotonin miktarı azalıyor, uyku döngüsü etkileniyor ve buna bağlı olarak bazı psikiyatrik hastalıklar daha fazla görülebiliyor. Aynı zamanda güneş D vitamininin vücudumuzca kullanılmasını sağlıyor. Bununla birlikte yanık tenin cazibesini hiç birimiz yadsıyamayız değil mi? Hal böyleyken burada güneşi karalayacak değilim. Ancak aşırı güneş maruziyeti cilt için sigaradan farksız! Ozon tabakasının incelmesiyle dünyaya ulaşan UV ışınlarının artması vücudumuzdaki serbest radikalleri artırarak bağışıklık sistemimizi sabote ediyor.

  • Stres!

Günümüz insanı en büyük sınavını stresle veriyor! Sabah uyandığımız andan itibaren, okurken, yürürken,  sıkışık trafikte, ilişkilerimizde, işte, gürültü kirliliğinde, telefonla konuşurken, mesaj yazarken, e-mail atarken… hep stresle iç içeyiz. Bu kadar birlikte zaman geçirdiğimiz bir duruma alışık olmamız gerekiyor değil mi? Evet bazılarımız bu konuda şanslı, stresle ve getirdiği sıkıntıyla baş edebiliyor böylelikle olumsuz etkilerinden az bir zararla kurtulabiliyor. Stresle baş edemeyenlerimizinse bir an önce stres yönetimini öğrenmesi ve stresi bir şeyleri yapmasına yardımcı bir güdü haline getirmesi için uğraşması gerekiyor Neden mi? Yapılan araştırmalar kronik stresin, hücresel seviyede yaşlanmaya sebep olan biyolojik faktörleri etkilediğini gösteriyor. Stres özellikle antioksidan vitamin olan C vitamininin ve magnezyumun kaybına sebep oluyor.

  • Kafein!

Çay, kahve, kola, çikolata derken kafeinin günlük alım miktarını aştığınızın farkında mısınız?

Yapılan araştırmalar, yüksek miktarda kafein alımının kortizon ve kateşolamin gibi stres hormonlarının üretimin artırdığını gösteriyor. Ayrıca fazla alınan kafein diüretik etkisinden ötürü vücudu susuz, cildinizi nemsiz bırakıyor.

Kafeinin en önemli kaynağı kahve olarak biliniyor. Kafein miktarı kahve miktarına, çeşidine ve kahvenin kafeinli olup olmamasına göre değişiyor. 150 ml kahvenin kafein içeriği kavrulmuş ve öğütülmüş kahve için 80 mg, instant kahve için 65 mg, kafeinsiz kahve için 3 mg, cappuccino için 90 -100 mg kabul edilmiştir. 60 ml exspresso kahve (sade) 100 mg kafein içeriyor. Siz siz olun Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA)’nın da tavsiyesine uyarak günlük kafein alımını 400 mg’la sınırlayın ve hatta başkalarına da ilham vermek için kahve yerine bitki çaylarından faydalanın.

  • Uykusuzluk!

Cildiniz uykusuzluktan nasıl mı etkileniyor?

Uykusuzluk yüksek kortizol seviyelerine neden olabiliyor. Ne yazık ki yüksek kortizol seviyesi, sizi daha genç gösteren protein yapıdaki kolajenin yıkımına sebep oluyor. Böylece erken yaşlılığa ve derinizin incelmesine yol açmış oluyor. Dolayısıyla, cildinizde ince çizgiler ve kırışıklıklar daha erken ortaya çıkıyor.

Uykunuza zaman ayırın ve sakinleşmenin bir yolunu bulun. Uykusuz bir gece daha mı? O halde  kırmızı ve şiş gözler, mor gözaltları ve soluk bir cilde hazır olun.

  • Yanlış diyetler!

Cildinizin güzelliği ve sıkılığı yeterli ve dengeli bir diyete bağlı. Neden mi? Deri hücreleriniz yenileniyor ve ölen hücrelerin yerine yenisinin konulabilmesi için besinlerdeki bileşenlere ihtiyaç duyuluyor. Şeker, işlenmiş karbonhidratlar, kafein, alkol, yüksek oranda doymuş yağ ve trans yağ kadar uzun süreli açlıklar, yağsız diyetler, kısa vadede aşırı kilo verdiren sağlık bozucu diyetler de cildinizin yıpranmasına sebep oluyor.

Yediğimiz besinler bizi giydiklerimizden daha şık gösterir.

Güzellik yüzde değil,

Kalpten gelen ışıktadır.

-Halil Cibran (1883-1931)

 

Sağlıkla kalın

Diyetisyen Nesibe Toprak

Cevap Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

*